Kazdağı
Ege Bölgesi ile Marmara Bölgesi’ni birbirinden ayıran, antik çağlarda “İda Dağı” olarak anılan Kaz Dağları Edremit bölgesinin kuzeyinde bulunmaktadır. Kaz Dağları tertemiz havası, yemyeşil doğası, zengin fauna ve florası ile ülkemizin en önemli doğal güzelliklerinin başında gelmektedir. Sahilden kızılçamlarla başlayıp 800 m yükseltide karaçamlara, daha sonra karaçam-meşe karışık ormanlarına erişmekte, daha yüksek kesimlerde ise Dünya’da sadece Kaz Dağları’nda yetişen Kazdağı Göknarına ulaşmaktadır. Bitki örtüsünün biyolojik çeşitliliği ile karaca, ayı, yaban kedisi, ağaç sansarı, yaban tavşanı, kartal, doğan, şahin, çulluk, keklik vb. birçok canlıya ev sahipliği yapmaktadır. Kaz Dağlarının en önemli özelliği ise Alpler’den sonra oksijenin en fazla olduğu yerler arasında bulunmasıdır.

Kültürel geçmişi Bronz Çağı’na kadar giden bir birikime sahiptir. Antik Çağ’da İda adıyla anılan dağ kütlesi Yunanistan’daki Olympos Dağı’ndan sonra Yunan kültürünün en kutsal ikinci dağıdır. Zeus’un Olympos’tan sonra en çok vakit geçirdiği yer olan İda, aynı zamanda Zeus ile Hera’nın kutsal evliliğine de ev sahipliği yapmıştır. Yunan kültüründen önce Anadolu kökenli ana tanrıça Kybele (Magna Mater, Tanrıların anası) ilişkilendirilen Kazdağı’nda, Kybele’ye ait bir kutsal koruluk bulunmaktaydı. Anadolu’daki kökeni MÖ 8. Binyıla kadar uzanan Kybele kültü, Kazdağı ve çevresinde Frigler ile birlikte tapınılmaya başlanmıştır. Yunan mitolojisinde de varlığını devam ettiren kült, zamanla Yunan dini içerisinde erimiş ve tüm varlığını Kazdağı’na aktarmıştır. Roma Çağı’nda tanrıçanın “Idaea Mater” ismiyle anılmasına dahi vesile olmuştur.
